HAYATIMIZA BİR TUTAM SİHİR TOZU
Sanıyorum ki bu durum sadece benim başıma gelmemiştir: Mükemmel bir gün geçiriyorsunuz. Kendinizi yanında en mutlu hissettiğiniz insanlarla beraber keyifli aktiviteler yapmışsınız. Gün sonunda karşınıza çıkan YALNIZCA BİR kişi, sizinle konuşmak istiyor. Size durmak bilmeyen bir şekilde bir şeyler anlatıyor. Sohbet bittiğinde yanından ayrılıyorsunuz. O da ne, bir bakmışsınız ki sizin gün boyunca topladığınız müthiş enerji bir anda yerle bir olmuş, hayata dair motivasyonunuz adeta sıfırlanmış.
Bu yüzden öyle insanlar vardır ki birileri yürürken karşısında onları görse yön değiştirmek ister, “Aman, gözüne gözükmeyelim!” der. Böyle insanlarla aramıza biraz olsun mesafe koyabilmek, kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik olur, desem yeridir. Bazen de ne yapalım, biraz katlanıp sonra ne duyduğumuzu kafaya takmamak ve bir süre sonra da unutmak lazım belki de.
Kendimi övmek için söylemiyorum, normalde enerjimin çok yüksek olduğu çoğu insan tarafından söylenir. Ben de zaten insanları güldürmekten keyif alırım. Kaldı ki benim bile enerjimin tamamını sömürmeyi başarabilen maalesef birçok insan var. Onlara ne söylemek istediğimi sorsanız bana “Lütfen sizi sürekli aşağı çeken o korkunç havanızı başka insanlara da ısrarla bulaştırmaya çalışmayın.” derim. Sizin kimse tarafından değiştirilemeyecek o zihin yapınız herkesin kaldırabileceği ya da katlanması gereken bir şey değil çünkü. Kimse sizin kendi zihninizde yarattığınız, her yanıyla olumsuz gerçeklikle de yüzleşmek zorunda değil, çünkü hayatta güzellikler de var. Her şey hiçbir zaman sadece olumsuzluklardan ibaret olmadı. Bazen elbette üzülürüz ama günün sonunda güneşin de yeniden doğacağını umut etmek bir yandan da yaşamın ta kendisi değil midir aslında?
Hayattaki güzellikleri de görmek gerek bazen. Masmavi bir gökyüzü, berrak bir deniz, öten kuşların cıvıltıları, sokakta birbiriyle oynayan yavru kediler, annesinin elinden tutup kahkahalarla önünüzden geçen küçük bir kız çocuğu ya da baharda açan çiçekler yaşamanın ne kadar değerli bir şey olduğunu anlamaya yetmiyor mu? En azından sağlıklı bir nefes…
Sahip olduğumuz şeylerin farkına varabilmek için onları kaybetmemiz gerekmez. Günlük hayatımızda bize normal gelen, aslında ne kadar büyük ayrıcalıklar olduğunu görmediğimiz şeyler ne kadar da fazla: sabah uyanabilmek, sevdiklerimizle beraber olabilmek, kendimize ait küçücük bir huzur alanı bulabilmek… Korkarım ki bunlara gereken değeri veren insan sayısı gerçekten çok az ama söz konusu kötümser birini bulmak olduğunda işimiz oldukça kolay. Elbette insanlar yer yer çeşitli olaylara sinirlenebilir, üzülebilir ya da birbirine kırılabilir. Bundan daha doğal hiçbir şey olamaz fakat her yaşananın kötü tarafını bulabilmek de gerçekten farklı bir sanat canım!
“Dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir.” demiş ya Goethe; dünyaya her ne olursa olsun iyi tarafından bakmaya çalışan, yanındaki insanları biraz olsun güldürebildiğinde mutlu olan o hassas kalplerin kıymetini bilin ve lütfen onları üzmeyin. Emin olun ki onlar da birçok savaşı sessizce, yalnızca kendi içlerinde veriyorlar ve buna rağmen kötünün içinde dahi iyiyi görmeye çalışıyorlar. Siz onların içini karartmaya çalışmayın. Bırakın, onlar sizi aydınlatsın.





Yorumlar