GÜNÜMÜZÜN BİHRUZ BEYLERİNE
- Edebiyatçı Kız
- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Gün içinde en çok yaptığımız şey -göz kırpmak ya da nefes almayı düşünmezsek- herhalde konuşmaktır. Etkili bir konuşma için ise güçlü bir hitabet yeteneğine ve dilimizi iyi kullanabilmeye ihtiyacımız var.
Hatta tam da bunu söylemişken aklıma gelen bir şey var: Özellikle birçoğu da yaşıtım olan Z kuşağı bireylerle konuşurken en çok dikkatimi çeken şey içlerinden büyük bir grup insanın Türkçe cümleler kurmaya başlayıp devamını bambaşka bir dille getirmesi. Adeta sekiz dili birden sular seller gibi konuşuyorlar! Takdir edersiniz ki özellikle de İngilizceden bahsediyorum.
Günümüzde İngilizce gibi küresel dilleri bilmek hem akademik hem de mesleki anlamda büyük bir kazanç. Bırakın yurt dışına çıkmayı, evimizden bile yalnızca interneti kullanarak dünyanın diğer ucuyla iletişim kurabildiğimiz bu dönemde dil öğrenmenin önemi de yadsınamaz lakin bu işin de bir “ama”sı var.
Kullandığımız dillerin hepsi tıpkı bir kas gibi. Zamanla geliştirilebilir ya da zamanla kaybolabilir. Oldukça esnek ki geçmişten günümüze var olmuş dillerin hiçbiri o zamandan bu zamana aynı kalmamış ve değişime oldukça açık. Kaldı ki yabancı dil kullanımını bir statü göstergesi hâline getiren bazı kişilerin kullandığı iki kelimeden birini İngilizce yapması, bu sebeple Türkçeyi de yozlaştırmaya yetip de artıyor.
Böyle söyleyince akla gelebilecek ilk karakterlerden biri de Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası’nın Bihruz Bey’i olur aslında. Kendisi ailesinin zenginliğiyle Avrupa’da eğitim görmüştür, yarım yamalak Fransızcasını kurduğu her cümleye katmadan edemez. Günümüzde de herkes yurt dışında eğitim görmüyor belki ya da Fransızca öğrenmiyor ama Bihruz Bey tarafından temsil edilebilecek pek çok insan halen var.
O herkesin çok sevdiği ünlü kahve dükkanlarında sipariş verirken söylediklerimizi şöyle bir gözden geçirelim: Kendi adımız dışında hiçbir Türkçe sözcük kullanmıyoruz. (En ilginç taraf ise buna rağmen nüfusumuzun büyük bir çoğunluğu sular seller gibi İngilizce konuşamıyor olması fakat konumuz bu değil.)
Elbette benim asıl odaklanmak istediğim nokta günlük hayatında başka bir dil öğrenmeye çalışan insanlar değil, zaten bu konulara ne kadar meraklı bir insan olduğumu biliyorsanız benden böyle bir cümle duymayacağınızı da tahmin edersiniz. Günümüz dünyasında her ülkeden birçok insanın birbiriyle iletişim kurması ya da milletlerin kültürel etkileşimi kaçınılmaz ve insanlığı zenginleştiren bir deneyim. Fakat daha önce kurduğum cümleyi bir kez daha hatırlatıyorum: Diller birer kas gibidir. Kelime dağarcığınız, yalnızca sizin onu kullandığınız ölçüde gelişebilir. Türkçede karşılığı olduğu hallerde başka bir dile başvurduğunuz her durumda birbirinden değerli, çeşit çeşit ve inceliklerle dolu kelimelerden bazılarını yavaşça tarihin tozlu sayfalarına, bir daha kullanılmak üzere açılmayacak sözlüklere uğurluyoruz.

Yani asıl sorun insanların başka bir dile olan ilgisinden ziyade kendi dillerini küçümseyip diğerlerinin gölgesinde bırakmaya çalışması. Bir dil üzerine çalışmalar yapmak şüphesiz ki insan için ufuk açıcı olacaktır, sonuçta öğrenilen her şey o ülkenin kültürünü de temsil eder. Fakat başka ülkelerin fanatiği olup da kökenlerimizi unutmak, bir yanımızı yok saymaktır. Üstelik bu kadar zengin, açıklayıcı bir dilimiz ve köklü bir tarihimiz olmasına rağmen… Umarım hakkında konuştuğumuz “Bihruz Bey”ler, günün birinde nereden geldiklerini hatırlayıp bunu benimsemeyi öğrenirler.


Yorumlar